Home > Kültür Sanat > Birand ve Galatasaray

Birand ve Galatasaray

///
Yorumlar Kapalı
Mehmet Ali Birand ve Galatasaray

Bugün şirkete gelen müşterilerden biri ortaya “M.Ali Birand bugün vefat etti“ dedi ve ofisten çıktı. Olanlar o an oldu. Herkes bir anda internete girip haberciliğin öncülüğünü yapan kişinin vefat edip etmediğine bakmak için yarışa girdiler. İnternete bakmalarına rağmen farklı komplo teorileri (ağır bir cümle olmuş, komplo teorileri  ) ortaya atılıyordu. Bazı yapılan açıklamalarda Mehmet Ali Birand’ın beyin ölümünün gerçekleştiği, diğer yayın kanallarında ölmediği söyleniyordu. Bende sadece söylenenleri dinliyordum.

Birden aklıma Mehmet Ali Birand ile olan anım aklıma geldi. Onu anlatacağım fakat önce akşam eve geldiğimde sosyal medyadan ve televizyondan okuduğum ve seyrettiğim haberler beni şaşırtıyordu. Öncelikle Türkiye adına gazeteciliğe ve haberciliğe öncülük etmiş birini kaybetmiş bulunmaktayız. Tüm haber camiasının başı sağolsun. Dostlarına ve sevdiklerine Allah sabır versin.

Anadolu’dan gelen bir deyim mi atasözü mü artık özlü söz mü bilmem ama “ Ateş Düştüğü Yeri Yakar.” Gerçekten de doğru bir sözdü. O yüzden ailesine ve sevdiklerine tekrar Allah’tan sabır dilerim. Mehmet Ali Birand ile tanışma olayım gerçekten ilginçti. Bir gün Galatasaray’ın maçını izlemek için Türk Telekom Ali Sami Yen Spor Kompleksine gitmiştim arkadaşlarla.

Ben eski açıkta onlar vip de oturuyordu. Çünkü fazla vip bileti yoktu elimizde. Bende gidip eski açıkta(bu arada stadın her yeri kapalı ama orasının adı eski açık) çantamdan fotoğraf makinemi çıkartıp muhteşem stadı n ve taraftarın fotoğraflarını çekiyordum.

Ali Sami Yen stadını özler gibiydim, ama Türk Telekom stadı da büyüleyici bir ortam vardı. Ses yankılanmaları zaten tüylerimi diken diken ediyordu. Statta 100 bin kişi varmış gibi bir ses çıkıyordu. Fotoğraf çeke çeke vip bölümüne doğru gittim. Orada kapıda duran güvenlik görevlisine tam donanımlı fotoğraf makinemi de göstererek “arkadaşım yerel gazeteden geliyorum vip teki misafirleri çekeceğim” demiş ve güvenlik görevlisi bana kapıyı açmıştı.

Şaşırtan benden kimlikte sormamıştı. Ben de hiç dallandırıp budaklandırmadan direk girdim içeri ve hızlı adımlarla arkadaşların yanına geldim oturdum. Onlar benim buraya nasıl geldiğimi sordular bende hava olacak ya arkadaşım hala öğrenemediniz demi benim her yerde tanıdığım var  o yüzden sıkıntı yok. ben istediğim yerde maçı izlerim demem üzerine arkadaşlarım yüzüme 3 numaralı bakış ( hadi len ordan, bsg, tamam haklısın, senden büyük yok bakışı o yüzden nasıl bir bakış diye düşünmeyin 3 numaralı bakışın manaları bunlardı. ) atıp maçı izlemeye devam ettiler.

Ben rahat durmadım VİP te tek ayağa kalkan bendim çünkü herkes maçını izliyordu. Eski açıkta herkes ayakta duruyordu fotoğraf çekmede sıkıntı yoktu. Ben makine ile hızlı hızlı maçtan kareler çekerken arka taraftan beyefendi oturur musunuz maçı izleyemiyoruz. Dönüp arkama bakıpta yüzümü reklam yapmak istemiyordum.

Beni sırtımdan tanısınlar en azından yüzümü görmeseler daha iyi olurdu diye düşünüyordum. Koltuk aralarından geçerken birinin ayağına basmıştım o kadar kötü hissetmiştim ki kendimi dönüp bakmak bile istemiyordum. Çünkü bir bayanın ayağıydı ve çok acıyacağını tahmin ettiğim için ne desem acaba sıkıntı yaratmaz diye hızlıca düşündüm. Dönüp “çok özür dilerim gerçekten isteyerek yapmadım” diye sözler söylemeye başlamadan kadın önemli değil siz güzel fotoğraflarınızı çekin yarın gazetelerde halkın sizin çektiğiniz bu fotoğrafları gazete ve internette görmeleri gerekiyor diye bir cümle kurmuştu.

Bende içimden “ bu nasıl kadın la kafayı yemiş özür dileyecekken kadın neredeyse benden özür dileyecekti” diye geçirdim.  bende kadına dönüp “sen niye yol ortasında oturuyorsun çekim alanımı kısıtlıyorsun, sizin yüzünüzden halka haber yetiştiremiyoruz” deseydim süper olurdu ama demedim  olan olmuştu ben sabit bir yerde durmuş fotoğraflarımı çekerken arkadan biri “arkadaşım” şu fotoğraflarını daha yukarıdan çeksen olmaz mı tam önümde durup fotoğraf çekiyorsun. Ses o kadar etkilemişti ki beni. Kararlıydım dönüp arkama bakmıştım. MEHMET ALİ BİRAND.

Haberciliğin ve gazeteciliğin öncülerinden Mehmet Ali Birand’tan özür dilemiş ve gidip yanına samimi olmaya çalışmıştım. Bir iki kelam ettikten sonra kendisini maçı izlemek üzere rahat bırakmıştım. Büyük bir Galatasaray taraftarıdır kendisi. Boynundaki tamamı kırmızı olan Galatasaray atkısı çok güzeldi. Utanmazsam Mehmet Ali Birand o atkıyı imzalıyıp bana verir misin diyecektim. Sonra içimden lan oğlum bırakta adam maçını izlesin dedim ve gidip fotoğraf çekmeye devam ettim. İlk yarı bitmişti.

Samimi Olmuştuk !

Ben koşarak hemen Mehmet Ali Birand’ın oturduğu vip koltuklarına doğru yöneldiğimde o yoktu. Ben yıkılmıştım hem atkıyı alamamıştım, hem de onunla konuşarak hayatıma katacağım tecrübelerden yoksun kalmıştım. Vip in en güzel özelliği de devre aralarında açık büfe yemek servisinin olmasıydı. Derler ya sabah kahvaltısının üzerindeyim hemde sabah kahvaltısında da çeyrek ekmek bile yemedim  işte en çok kullandığımız yalanlardan biride odur bence  Açık büfeden yemekleri tabaklara koyduğum sırada arka taraflardan duyduğum ses evet evet oydu. MEHMET ALİ BİRAND. Hemen gittim yanına .

Yıllardır görmediğim bir arkadaşımmış, abimmiş gibi. Mehmet Ali abi nasılsın diye sorduğumda aldığım cevap beni etkilemiştim. Mehmet Ali Birand: “ iyidir gazeteci çocuk sen nasılsın, nerelerdesin sen!” diye söylemişti. İçimden beni birine benzetti o da sanki yıllardır arkadaşmışız gibi davranmıştı. Biraz nasihat vermeye başladı, artık ben ve Mehmet Ali Birand baş başa konuşuyorduk. Fotoğrafları çekerken insanların maç seyretmesini engellemem gerektiğini fakat engellemeden de güzel fotoğrafları başka nerden çekebileceğimi vb. Hem bana hak veriyordu hem de bir yerden kızıyordu (kızıyordu demeyelim) hem de hak vermiyordu.

Neyse sohbet ilerlemişti. Bana başından geçen olayları anlatmıştı. Konuşmayı ne yapıp edip atkıya getirecektim. Mehmet Abi (düşünün ne kadar samimi olduk) atkın çok güzelmiş ben daha önce Galatasaray Store’larda görmedim bu atkıyı. Çok etkileyici bi atkı dedim. Onun özel olduğunu söyledi. Kendisinde bir anısının olduğunu söyledi. İçimden “adam anladı mı isteyeceğimi vermemek için ayak mı yapıyor” dedim. Bende istemedim.

İkinci yarının başlamasına 2-3 dakika vardı herkes ellerine kahvelerini almış yavaş yavaş yerlerine oturmaya gidiyorlardı. O kadar konuşmadan sonra yahu fotoğrafçı çocuk senin adın ne diye sormuştu büyük duayen. Bende adımı söylemiştim. Maçın ikinci yarısında fotoğraf çekmemiş Galatasaray’ın futbol şölenini izlemiştim.

Maç bitmiş, vip ten çıkarken beni vip e alan güvenlik görevlisi beni durdumuştu. Ve benden kimlik sormuştu. O an şaşırmıştım maç bitmiş ve bu güvenlik görevlisi beni niye durdursun ki olan olmuş ve beni durdurmuştu. Bende kimlik yoktu. Ne yapacağımı bilemiyordum, eveledim geveledim. Güvenlik şüphelenmişti.

Habib ne yapıyorsun gitmiyor musun diye biri bana seslendi. (bu arada adımı da söylemiş oldum :p merak edenler için merak etmeyenler için sıkıntı yok 😉 ). Dönüp arkama baktığımda MEHMET ALİ BİRAND’tı, güvenlik görevlisi bana bakarak kusura bakmayın iyi çalışmalar efendim demiş ve diğer güvenlik görevlilerinin yanına gitmişti. Bende olayı Mehmet Ali Birand’a anlatmıştım. Çok gülmüştü. Öylece güzel bir gündü ve MEHMET ALİ BİRAND ile tanışma olayım güzel başlamış ve güzel bitmiş hatta bana bir kıyak yaparak belki istemeden de olsa beni güvenlik görevlisinden kurtarmıştı.