Sanki …

Yandaki saldalyeden destek alıp sandalyemin ön ayakları havada kalacak şekilde geriye doğru arkamdaki kolona yaslanmıştım. Sandalyemin ön ayakları ile ayaklarım havada duruyordu. Boş boş boşluğa bakıyordum. Karşıdan bana doğru adım adım gelen, geldikçe yüzleri belirginleşen iki kişi tam karşımda bulunan masada oturdulur. Karşı karşıya oturma imkanları varken yanyana oturdular.

Öylesine bakışlarım, özentili bakışlara döndü. Birden bir ürperti geldi vücuduma. Bu ne şimdi? Meğerse hayalini kurduğum, beklediğim, varlığından zerre kadar şüphe duymadığım o, o kişi karşımda oturuyordu. Simsiyah saçlarını ortadan ikiye ayırıp sonra ensesinde birleştirerek siyah renkten bir şelale yaratmıştı. Omuzları açık, göğüs dekolteli siyah bir bluz vardı üstünde. Bembeyaz tenini boğazından aşağı doğru inince farkettim. Kipriklerini kırpıştırdıkça gıdıklıyordum. Kaşlarının gözlerine uyumunu ve gözlerinin renginin tonunu anlatamam. Belirsiz bir burnu, küçücük ağzı, çizgileri belirgin ve yüzüne uygun dudakları muhteşemdi.

Kalbimin çarpıntısından saldalyemin arka ayaklarının öne doğru hafif hafif kaydığını hissettim. Komik bir duruma meydan vermeden doğruldum. Masayı kendime doğru çekip düzgün oturdum. Gözlerimi ona bakmaktan alamıyordum. Birşeyler yiyordu. Ağız hareketlerini an-la-ta-ma-ya-ca-ğım. Yaydığı ışıktan asaletinin derecesini uzun zaman bu işle iştigal olan biri bilebilirdi. Yandaki arkadaşı beni ima ederek kulağına bir şeyler söyledi. Hemen bana bakmadı. Bende kendimce bana bakacağı an kafamı başka tarafa çevirmek için hazırlandım. Yine bakmadı. Yemeğini yemeğe devam etti. Yemek yemiyordu sanki ağzını küçük küçük hareket ettiriyordu. Çatalı tutan elini gördüm. Aradaki mesafeden yumuşaklığını az çok tahmin edebiliyordum. Birden başını kaldırıp bana baktı. Yakalandım. O panikle başımı çevirecek yön bulamadım. Hafiften çarpıntım arttı.

Acaba bana hala bakıyo mu diye meraktan ölecek gibiydim. Ona bakmıyormuşum da, sanki etrafa bakıyormuşum gibi yapıp bana bakıp bakmadığını kontrol etmek istedim. Hızlıca etrafa bakıp onun bulunduğu yöne geldiğimde önce yanındaki kıza baktım. Telefonla konuşuyor, yemeğine bakıyordu. Sonra vakit kaybetmeden ona baktım. Bana bakmıyordu. Ama sanki ona baktığımı biliyor gibiydi. Gülümsedi. Sağ yanağında iki gamze belirdi. Alt çenem daha fazla dayanamadı. Aşağı doğru saldı kendini. Ben artık kilitlenmiş bir vaziyette hareketlerini takip ediyordum. Geçen süre içinde tuhaf bir güven duygusu hasıl olmuştu bende. Artık kısa kısa bakıp gözlerimi kaçırmıyor, uzun uzun pür dikkat bakıyordum.

Ulan işte böyle bir sevgili olmalı yanında er kişinin. Nazik, kibar, oturmasını kalkmasını, konuşmasını susmasını bilen biri. Sonra gelsin dertler. Alayı vız gelir. Hayal kurmaya başlamıştım tam, birden göz göze bakıştığımızı fark ettim. Kaçırmadım gözlerimi. Doya doya bakmak istedim. İçime bir korku düştü. Şimdi kalkıp gidecekti zaten. Ben yine yalnız oturmaya devam edecektim. Bu duygu içinde olduğum için gözlerimi kaçırmadım. O da kaçırmadı. ‘Ne bakıyorsun’ değildi o bakış, sanki ‘çok mu beğendin beni, sana göre çok mu güzelim’ bakışıydı. Kızgın değildi. Cömertte sayılmazdı.

Daha fazla dayanamadım kaçırdım gözlerimi. Çünkü kalp çarpıntım ile birazdan gidecek olmasının hüznü iç içe girmiş allak bullak olmuştum. Üstümde en çok sevdiğim, sol omzumun arkasında, kürek kemiğimin biraz üstüne sanki akrep dövmesi yapılmış hissi veren ten rengindeki tişörtüm, altımda geçen sene indirimden aldığım günlük kullanabileceğim açık mavi renginde marka bir şortum vardı. Bu kombineyi siyah sandaletlerim tamamlıyordu ama yine de kendimi özensiz hissettim. Şöyle bir kendimi süzdüm. Hayır dedim. Bu halimle yanlış bir zamanda olduğumu anladım. Yüzümdeki ifade aynen şuydu; sen de yemeğini yedikten sonra kalkıp gideceksin, bende sana hayran hayran bakan onlarca kişiden biri olarak kalacağım…

Etrafa bu kez ağır ağır, başkalarını süzen gözlerle baktım. Yoktu. Onun gibisi yoktu. Gitmeden son bi kez daha bakayım diye başımı çevirdim. Yanında oturan arkadaşının kulağına bir şeyler söylediğini gördüm. Kız bana bakıyordu. Hemen başımı çevirdim. Sonra şimdi beni şikayet ederler, uğraşmayayım, en iyisi ben kalkıp gideyim dedim kendi kendime. Yanlarından doğru mu geçsem yoksa hemen arkamı dönüp gitsem mi seçeneklerini düşünürken bir yandan yavaş yavaş kalktım. Onların bulunduğu masanın yanından geçip gitme fikri nedense daha ağır bastı. Onların bulunduğu masaya doğru bir iki adım atıyordum ki, yanındaki kız kalktı…

Can Mert Güz’ün ‘Sanki’ adlı öyküsünden alıntı yapılmıştır.

İzinsiz kullanımının hukuki sebepler doğuracağı tebliğ olunur.

Sanki isimli öykümüzü okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir Cevap bırakın